17 Aralık 2010 Cuma

Orhan Pamuk hakkında

 Bugün biraz çenem düştü. Uzun zamandır blog'a yazı yazmayan biri için bir günde 3 yazı biraz şaşırtıcı. Umarım bu çizgiyi devam ettiririm. Orhan Pamuk ile ilgili okuduğum bir yazıdan beğendiğim kısımları kesip sizinle paylaşmak istedim. Herkese iyi haftasonları...

Romanlarını telli ve kareli defterlere el yazısıyla yazan Pamuk, çalışırken beğenmediği cümlelerin olduğu sayfaları acımadan yırtıp atabiliyor.

Buluşmaları çok uzatan biri değil çünkü sabahları çok erken kalkıp günde 10 – 12 saat çalışıyor. Kızı Rüya'nın doğumundan önce geceleri çalışan bir yazarken Rüya ile birlikte çalışma trafiğini de yeniden programlayan Pamuk, sabahları 'baskına uğramış asker' gibi uyanıp 16 dakikada evden çıkıyor. Ofisinin bulunduğu apartmana hızlı bir şekilde girdikten ve nihayet çalışma mekânına adımını attıktan sonra ilk iş, ritüellerini uyguluyor: Kahvesini hazırlıyor. Telefonunu kapatıyor. Sonra da bir süre evin içinde volta atıyor. Yeni bir şey yazmaya başlamadan önce bir önceki gün yazdıklarını okuyor, beğenmediği sayfaları atıyor. En büyük zorluğu, ilk cümlesini yazarken yaşıyor. Bu nedenle iyi bir cümlesi varsa, onu, Hemingway'in öğüdünü tutarak sabah saatlerinde yazmayı tercih ediyor. Emre Ayvaz, yazarın yazı disiplini için şunları söylüyor: "Zor yazar, ama daha çok bir yazının ya da roman bölümünün ilk cümlelerinde yaşar bu zorluğu. Yazdıklarının bir kısmını elbette yazıyı yazarken bulur, keşfeder, ama büyük kısım daha masanın başına geçmeden önce, pek çok ayrıntısı, yapısı ve dokusuyla kafasında zaten çoktan oluşmuştur. Güney tarafından tırmandığı bir dağın kuzey tarafından tekrar aşağı iner gibi yazar. Kitabın ortalarına ağır ağır, yorularak gelebilirse bir kere, artık bitirmek yokuş aşağı inmek gibi mutluluk ve kolaylıkla yapacağı bir şeydir."

Edebiyat eleştirmeni Jale Parla da Pamuk'un çalışkanlığına vurgu yapıyor: "Çok uzun saatler çalışır; çok yazıp bozar, çok okur. Hayatımda tanıdığım en çok okumuş insanlardan biridir. Çağdaş romancıları, klasikleri ve Türk romanını çok iyi bilir".
 
"1998’de kızımın doğumundan sonra alışveriş listelerinden öte bir şey yazmaz bir ruh haline girmiştim. O zaman bana günde, ne olursa olsun beş sayfa yazmayı reçete eden yazar dostumdu," diyor Şebnem İşigüzel.

Mağden, "Bence tüm yazarların paranoyak bir yanı vardır. Zaten sosyal yeteneklerin gelişmişse yazar olamazsın. Tek başına oturuyorsun masanın başına ve iğneyle kuyu kazıyorsun. Bunu yapabiliyorsan, sosyal yeteneklerinde bir arıza olmalı. Ve böyle bir arıza varsa, insanlarla iletişiminde zorlanırsın. Orhan da kuşkucu biridir. Ama hayat, onun bu yanını hep doğruladı," diyor.

Kaynak: Milliyet Kitap

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...