3 Ocak 2011 Pazartesi

"Şiir Nedir ve Nasıl Yazılır?" - Veysel Çolak


Çok tanımlı bir şey şiir; ırmakların ya da yolların kesiştiği bir kavşak değil her seferinde yeni bir aşamaya götüren bir dönemeç sanki… Sizce nedir şiir ve şiirin nasıl yazıldığını hiç düşündünüz mü?

Eğitimci, yazar, şair Veysel Çolak, yazılmış, okuyucuyla buluşmuş şiirlerin nasıl yazıldığının öğrenilebileceğini savunuyor. Bu savunmasını kitabında verdiği birçok örnekle ispatlıyor; temadan, sözcüklere, bağdaştırmalara, biçim-biçeme… ve “sonunda yapıya nasıl ulaşıldığı öğrenilebilir, hem de kolayca öğrenilebilir” diyor. Ancak incelenen sağlam şiir örneklerinin bilgisi üzerine kendininkileri de katıp şiir yazanların sayısının azlığına değinerek de şöyle demekte: “Bu çalışma şairlere bir uyarı elbette. Şiirin incelikleriyle buluşmak isteyen okuyucu içinse, bir anahtar niteliği taşıyor.”

Kendi gerçekliğimizin bütün yönleriyle yüzleşip çelişkilerini ortaya çıkarıp hesaplaşarak aşmaya uğraşırken bir şeyler birikir; kendimizle birlikte biriken yaşam… Ama nasıl bir yaşam? Bize dayatılan, bizim algıladığımız, ne kadar ret etmeye çalışsak da ortak algıların yaptırımlarından kurtulamadığımız bir yaşam? Diğer insanlarla benzerliğimizi ve özgünlüğümüzü hissettirebileceğimiz bir yaşam? İşte yaşamın tarifi de belki dünyada yaşayan insan sayısı kadar mıdır? Hadi bu tarifleri eksiltelim ya da eksiltmeye gerek yok özgün olanlar zaten kendilerini bir şekilde duyumsatırlar. Tıpkı bazı şairler ve şiirleri gibi… Şiirden söz etmenin gelecekten söz etmek olması gibi…

“Şiir en az bir kişi tarafından okunup algılanınca yazılma süreci tamamlanmış olur.” Evet her şey kendimizle başlıyor; şairle çıkacağımız bu yolculukta ilk önce kendi yapımızı oluşturmak için çoğalırken bir o kadar da eksileceğiz. Ancak sonrasında, yazarın vurguladığı şiir, şairin bireysel-içsel yoğunlaşmasının ürünü olamaz “çünkü şiir kozmosla, evrenle, bütün coğrafyayla, geçmişle, öteki olanla, insanın her türlü ilişkilenmesiyle, dilin sonsuz olanağıyla belirlenir.”

Şiirin oluşumu için gerekli olan temel öğeler; yoğunlaşma, bellek, inan, ritim ve esin. Kitapta bunlar açılımlarıyla birlikte tek tek tartışılmış ve okurun anlaması için uğraş verilmiş. Bu temel öğelerin önemsenmeden yapıldığı her metin çalışmasının eksik kalacak olmasına dikkat çekilmiş.

Şiir, uzun bir yolculuk… Kitapta belirtildiği üzere, kendinizi adayacağınız, tam bir seçim olması gereken bu yolculukta, şiirler dışında okunması gereken birçok disiplin çıkar karşımıza; çiçek kitapları, sözlük, atasözleri, deyimler sözlüğü… Resim, heykel, mimari, müzik, dans… Jeoloji, coğrafya, her türlü spor, zooloji, botanik… İşte şiir, tüm bunlardan haberdar olmamızı gerektiriyor.

Büyük şiirlerin sonraya kalmaması için şair şöyle bir öneri getiriyor: “Kişi şiirde kendini değil, kendinde şiiri sevmek zorunda olmalı.”

Bir kadın ve bir erkek birbirini çok severse... Bu sevgiye aşk denir hani... Karşılıklı aşk hayatta az rastlanan bir şey değil midir? Ve bu aşktan bir de çocuğun var olduğunu düşünün. İşte şiirde de aynen böyle oluyor; iki sözcük bir araya geliyor, karşılıklı aşkı zor bulan iki insan gibi iki sözcük… Ve onların buluşmasıyla sözlüklerde olmayan üçüncü bir sözcük var oluyor; “O, zihinsel bir sözcüktür. Değişmeceler, eğretilemeler… sonucunda ortaya çıkan anlamdır; O imgedir işte.” Umulmadık kişilerin birbirine aşık olması gibi şiirde de umulmadık sözcükler yan yana gelir. Ve nasıl aşkla değişiriz, dünyaya bakışımız da değişir. Şair de dili, insanı ve dünyayı değiştirir.

Başarılı bir şiirin doğasını oluşturan söz ve anlam sanatları; değişmece, düzdeğişmece, eğretileme, simge, mit, imge… Şiiri var eden tüm bu kavramlar ayrıntılı bir şekilde kitapta örneklemelerle açıklanmakta. Okur bu öğrendikleri üzerine okuduğu şiirlere de bu pencerelerden bakarsa farkı görecek, bilinçli bir okur olmanın tadına varacaktır. Hele de şiir yazmayı istiyorsa temeli sağlam yaratımlar üretecektir.

Yeni… Kullanılmamış, bozulmamış, yıpranmamış, tanınmamış, bilinmemiş gibi birçok kavramı barındırır. Yeni olan, birçok kişiye heyecan vermesinin yanın sıra korkutur da. Korkutur çünkü alışılagelenle yaşamı sürdürmek daha risksiz, rahatlatıcıdır. Ancak yeninin verdiği heyecan da kişiyi ilerletir, güçlü kılar, bu bakımdan çekici ve bir o kadar da gereklidir. Yeninin gelecek için bir umut olma olasılığı da vardır ancak yeniyi ortaya koyabilmek için eskiyi de tanımak, bilmek gerekir. Yazara göre şiir de insandan yana yeni olanı sunmalı, dilde, yapımda, biçimde, yaşamda bir gelecek tasarımı olmalı. Şiir olanı değil olması gerekeni ortaya koymalı.

Şairler bir anlamda da serüven tutkusu olan kişiler. Bu zor ve uzak yerlere yapılan bir serüven. Böyle bir serüvene okur olarak da şair olarak da katılmak, keşfetmekle duyulacak heyecanın verdiği keyfin yanı sıra çalışmayı, emek vermeyi gerektiriyor. Ve bu emekle buluşacağımız şiir, yazarın belirttiği gibi: öğrenip araştırıp gözlem yoluyla ulaştığımız ‘bilgi'nin; duyularımızın heyecan ve tasarımlarıyla oluşan iç dünyamızın yansımaları ‘duygular'ın; bilinç ve eylem gücümüzü aşan, derinliklerde yaşadığımız sevinç, canlılık, yaratıcılıkla oluşan ‘aşkın'ın; algıladığımız, benimsediğimiz gerçekliklerin bir gün çok farklı olduklarını anladığımızda yüzleştiğimiz ‘yanılgı'ların; niteliklerde ve görünümlerde kazandıracağımız değişikliklerle buluşacağımız ‘yenileşme'lerin; parçaların o ahenkli düzenlenişi ile oluşan ‘biçimler'in; sesin ya da seslerin bir anlamı oluşturmak için birleşmesinden doğan ‘sözcükler'in; işaretin ya da işaretlerin peşine takılıp simgelerin, sözlerin, hareketlerin çevrelediği ‘anlamlar'ın serüvenine yöneltir bizleri.

Örneğin nesneler deyip geçmemeli çünkü sanatın birçok dalının ve şiirin, olmadığında eksik kaldığı bir malzemedir nesne. Yazar da, her gün baktığımız ya da kullandığımız, onlar olmadan yapamadığımız nesneler ve nesnelerle ilişkilerimizde duygusal bir değer olduğunda şiire varılabildiğini vurgulamakta.

Veysel Çolak Şiir Nedir ve Nasıl Yazılır? adlı yaratıcı yazma derslerine yönelik değindiği tüm bu konuları, kitabın 63. sayfasına kadar soru-cevap şeklinde adeta bir röportaj olarak okura aktarıyor. Bu da konuların daha anlaşılır olmasını sağlamakta. Kitabın daha sonraki bölümlerinde incelenen konular bazılarımızın, belki de çoğumuzun unuttuğu ve okudukça anımsadığı, bazılarımızın ise yeni öğrenebileceği (yeni kuşaklarla birlikte dilimizde ortaya çıkarılan yenilikler): “Benzerlik Yoluyla Oluşan Değişmeceler”, “Anlam Sanatları”, “Kapalı Anlatım Öğeleri” başlıkları altında açılımları olan bölümlerden oluşuyor. Tekrar belirtiyorum; tüm bu bölümler şiirlerden örneklerle okura aktarılması nedeniyle kavranması kolaylaştırılmış. Ancak okur hemen anlaşılır görüp bu bilgileri bir kere okuyup geçmemeli çünkü unutulur. Hem şiir okuyan hem de şiir yazanlarca, bu bilgilerin denemelerle, alıştırmalarla yenilenmesi gerekli. Kişisel görüşüm; bu bilgiler çocuksu bir yaklaşımla oyuna dönüştürüldüğünde daha da keyifli olabilir. Çocuklara haksızlık etmeyim, kaç yaşına gelirsek gelelim yaşamın her alanında oyun oynamaktan vazgeçiyor muyuz?

Ve kitabın diğer iki bölümü “Nasıl Yazıyorlar” ve “Okumalar”. “Nasıl Yazıyorlar” bölümünde hemen anlaşıldığı üzere nasıl yazıldığı anlatılmakta ancak ülkemizden ve yabancı ülkelerden bazı şairlerin verdikleri örnek bir şiirle. “Okumalarda” ise şiire dair dikkat çekici bir uyarlama ve dört çeviriye yer verilmiş. Bu uyarlama ve çevirilerin kimlerden olduğunu kitabı alıp okuduğunuzda göreceksiniz.

Kitapta “Şiirin Çevresi ve Çerçevesi” bölümünün sonunda Veysel Çolak'ın günümüze dair önemli bir değinmesine bir bakalım: “…Benim diyeceğim, günümüzün geleceğin şairleri bilmeli anlam olanaklarını. Şiirlerini ona göre kurmalılar. Okuyucu da bilmeli elbette. Çok önemli bu. Ancak o zaman şair okuyucu ile buluşabilir. Yazınsal anlatım sanatlarının ve kapalı anlatım öğelerinin şairlerce kullanılması, şiirlerin kapalı olmasını (zor anlaşılmasını, ya da anlaşılmamasını) gündeme getirmektedir. İşte, eğretileme, imge, simge, mit, mazmun (kalıp söz) gibi kapalı anlatım olanaklarıyla, ikianlamlılık (uzak anlam, tevriye), güzel nedenleme (hüsn-i talil), bilmezlikten gelme (tecahül-ü arif), uygunluk (tenasüp), karşıtlık (tezat), abartma (mubalağa), eşseslilik… kavranır ve okuma etkinliklerine işletilebilirse, anlaşılmıyor denilen şiirler büyük bir açıklık kazanacaktır. O zaman okunan şiirlerden sıkılma durumu da ortadan kalkacaktır. Böylece şiirlere ve şairlerine haksızlık yapılmayacaktır. Bu durumda şair amacına ulaşacak, okuyucu da okuduğu şiirden estetik bir haz alacaktır.”

Şiirin dünyasına girmek isteyenler ve yaşadığımız dünyanın şiirini görmek isteyenler için Veysel Çolak'ın genişletilmiş ikinci baskısı İkaros Yayınevince yayınlanmış olan Şiir Nedir ve Nasıl Yazılır? - Yaratıcı Yazma Dersleri adlı kitabı, bilinmesi gereken yolları sunmakta. Ama her kalıcı başarıda olduğu gibi, bu yollarda da ilerlemek için emek sarf etmek, çalışmak gerekiyor.

Yazan: Neslihan Perşembe

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...