8 Şubat 2011 Salı

Elif Şafak'tan Genç Elif'e Nasihatler


Geçenlerde bir gazeteci ısrarla Türkiye'de pek çok kadının artık "romancı" olmak istediğini, edebiyatçılığın en popüler meslekler arasına girdiğini, yazar adaylarına ne tür nasihatlerde bulunacağımı sordu.

Cevap veremedim, kekeledim. Doğrusu, o kadar kişisel bir serüven ki yazı dediğin, başkalarına öğüt vermek ne içimden geliyor, ne de aklıma yatıyor. Sonuçta her yolcu bireysel haritasını çıkarıyor bu sonsuz alemde. Her gemi başka başka sulara açılıyor kendi seyrüseferinde.

Lakin düşündüm, başkalarına olmasa da, eski halime birkaç nasihatım olabilir pekala. "Ah keşke bunları daha önce bilseydim" dediğim türden sözler, kulağıma küpe. Genç Elif'e. Çuvaldızı da kendime saklayabilirim, iğneyi de.

1- Mürekkep hokkanı berrak tutmaya bak. Hokkanın içine öfke koyarsan öfkenin rengiyle yazarsın; sitem koyarsan sitemin rengiyle; hırs koyarsan hırsın rengiyle; keza muhabbet koyarsan muhabetle yazarsın, aşkla tutkuyla.

2- "Yaratmak" zandan ibarettir. Bir şey yarattığımız yok aslında. O yüzden böbürlenmenin de anlamı yok. Rekabet etmenin de. Dünya zaten hikaye kaynıyor. Baksana ne çok insan, nasıl bir karmaşa, iç içe geçmiş kaderler, bütün alt metinler. En büyük yazar, Tanrı. Evren kocaman bir hikaye kitabı. Bizler mini minnacık roman karakterleriyiz, tek tek her birimiz. Öyleyse romancının işi sıfırdan yaratmak değil, kainatın ritmine ve hikayelerine gönül vermek. Umberto Eco'nun dediği gibi: "Bağlantıları icat etmemiz gerekmiyor. onlar zaten evrende mevcut."

3- Kalabalıklar arasında bile yalnızlık. Roman, sanatın en yalnızıdır. Tek başına yazılır. Tek başına okunur. Bu sayede zaten, kalpten kalbe köprüler kurabilir. Bir kitabı binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insan okuyabilir. Gene de herkesin okuması yeganedir. Sorsan, aynı romandan herkesin anladığı başkadır.

4- Eleştirileri önemse, eleştirmenleri asla. Okuryazar cahillerden uzak dur ama okuruna tepeden bakma. Roman, kapısı cümle aleme açık bir ev gibidir. Ev hanımı da iş kadını da, sağcısı da solcusu da, muhafazakarı da liberali de, genci de yaşlısı da, türbanlısı da türbansızı da aynı eseri okuyabilir. 

Hikayeler evrensel olduğuna, insanlığın nabzını tuttuğuna göre, hikaye anlatma sanatı kimseyi dışlayamaz. Yazar hayattan uzak kaldığı yahut okurlarına tepeden baktığı zaman sirkeleşir, katılaşır, monotonlaşır. Sezai Karakoç'un vaktiyle dediği gibi, edebiyatın üç sacayağı var. Biri eser, biri yazar, biri ise okur. Bu ayaklardan bir tanesi eksilmeyegörsün, devriliverir.

5- Değişimden korkma. Okumak, insanı tepeden tırnağa değiştirir. Keza yazmak da. Her kitapla yüreğimiz yumuşar, kişiliğimiz olgunlaşır; nice hamlıklarımızdan bir katre daha düşer havaya.

6- Kabiliyet diye bir şey yok. Aslolan emek. Kendini yetenekli zannetmek parlak bir sabun köpüğünden ibarettir. Çalışmadan hiçbir şey olmaz bu dünyada. Saatlerce, günlerce, aylarca, senelerce çalışmak, çalışmak, çalışmak...

Kaynak: http://www.haberturk.com/yazarlar/593274-genc-elife-nasihatler

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...