21 Şubat 2011 Pazartesi

Yazar Teoman Hekimoğlu'nun Yazma Serüveni



Biraz kendinizden ve yazmaya olan ilginizin ne zaman ve nasıl başladığından bahseder misiniz?

Bütün hikâye Almanya’da başladı, orada dünyaya geldim, Amerika Birleşik Devletlerinde yaşadım ve yurda dönüp, 1997 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, İngilizce Öğretmenliği Bölümünden mezun oldum. Yurt içinde ve dışında farklı üniversite ve fakültelerde tamamlamayı beceremediğim ve tamamlamak istemediğim Felsefe, Güzel Sanatlar ve Dil Programları eğitimi aldım. Lise yıllarında tanıştığım tiyatro ve ardından yarım kalmış konservatuar eğitimim için hep, ‘içimde perdeleri hiç kapanmayan bir sahne var’ dedim. Tiyatro çalışmalarında öğrencilerim ile birlikte pek çok ödüle layık görüldüm. Bir kısmını kabul etmeyi reddettim. 2003 yılında Viyana Sanatlar Akademisinden burs kazandım. İlk yazma girişimlerime ortaokul sıralarında başladım ve 2005 ve 2006 yıllarında iki dönem Kadıköy Mim Sanat merkezinde ustam Mario Levi ile Yazı Yaratımı Atölyelerine katıldım. 2008 ve 2009 yıllarında iki yıl süreyle İstanbul Oyuncak Müzesinde iki şair Sunay Akın ve Akgün Akova ile birlikte Yaratıcılık Seminerlerine katıldım. İlk öykü kitabım olan ‘..kaye... başı ve sonu olmayan hikayeler’ 2008 yılının Nisan ayında yayınlandı ve büyük başarıya ulaştı. 2009 yılında ikinci öykü kitabımBin ikinci Gece’yi yayınladım. Bu kitabımda da çok olumlu eleştiriler aldım. Şimdilerde ise ilk romanım Sê Zen çıktı. Oldukça da yoğun ilgi ve beğeni ile ilerliyor. Yedi yıl süreyle elimde ney’im ile devam ettiğim Galata Mevlevihanesinden hocam olan Yazar-Müzisyen-Düşünür Nezih Uzel’in bana verdiği ESRAR mahlasını yazılarımda kullanıyorum. Ali adında bir oğlum var, ki zaman zaman başka da hiçbir şeyim olmadığını düşünüyorum.

Herhangi bir yaratıcı yazarlık kursuna katıldınız mı? Katıldıysanız bu kursun size kazandırdıklarından bahseder misiniz?
 
Yukarıda da belirttiğim gibi Mario Levi, Sunay Akın ve Akgün Akova ile birlikte böylesi kurslara katıldım. Çağdaş Türk Edebiyatında bir usta çırak ilişkisinden bahsetmek pek kolay olmasa da, yüzyılımızın başına ve daha öncesine baktığımızda bu eğitim şeklinin çok yaygın olduğunu görüyoruz. Bu kurslara devam ederken pek çok kereler bana faydası nedir bu işin diye sorgulamış olsam da, daha sonraları gördüm ki, ceplerime bir sürü anahtar doldurmuşum oralarda. Her kilitli kaldığımda, duraladığımda ya da tıkandığımda o anahtarlardan biri ile açıyorum kapıları. Hatta bu yılbaşından beri İstanbul Altunizade’de bulunan Hayal Atölye’de kendim Yaratıcı Yazarlık dersleri veriyorum.

Bir kitap yazma fikri sizde nasıl oluştu ve işe nereden başladınız? Örn: karakter oluşturmak, ilk cümleyi bulmak, genel hatları ile her bölümü oluşturmak...vs.

Kitap yazmaya, aslında adamakıllı yazmaya sancılarla bitiremediğim bir gece başladım. Ondan öncesinde çok ama çok coşkulu bir okurdum. Hala da öyleyim demeliyim. İşte böyle bir gecede elime geçen bir parça yırtık kağıda, kırık bir kalem yazmaya başladım. Yazmaya da devam ediyorum.
İşe nereden başladığıma gelince, içim nereden başlarsa oradan diyebilirim. Gerçi şimdilerde biraz daha sistemli bir çalışma içersindeyim ama yine de ara sıra o ilk dönemlerdeki ‘kalem nereye giderse’ yöntemiyle yazıyorum. İlk cümle konusu ise bir patlama gibidir aslında. Uzun süreli bir sızıntının ardından gelen bir patlama. Bir andır o, bir ortaya çıkış, bir varoluş. Karakterlere gelirsek, gerçek hayattan, karikatürize olan, çok belirgin olan veya çokça saklanan herkes bu yelpazede yer alabilir. Fakat her ne dersek diyelim bir sanatçının asıl dönüp bakacağı ve asıl hazinelere ulaşacağı yer, kendi ruhu ve yüreğidir.

Fikrin oluşmasından kitabı elinize almanıza kadar geçen süreyi biraz anlatır mısınız? Örn: Kitabı ne kadar zamanda yazdınız? Yazmaya kaç saatinizi ayırdınız? Düzeltmeler ne kadar zamanınızı aldı? Fikirleri ile size yardımcı olan bir danısmanınız var mıydı? ...vs.  

Öncelikle şunu söyleyeyim ki evet iki danışmanım var. Gayri resmi. Hayat ve Yürek. Her ikisine de sıklıkla danışırım. En ücralarına, en kuytularına, en tenhalarına sorarım sorularımı. Sanatçı, dahası yazar olan kimse sakın ha hayattan kopmamalıdır. Dostoyevski’nin dediği gibi bir de kendi acılarından. Süre konusu ise değişkendir. Orhan Kemal bir dost meclisinde ‘Yeni kitabımı bitirdim’ der. ‘Öyle mi, ne zaman görebiliriz?’ diye sorduklarında ise, ‘Kitap kafamda bitti. Geriye yazması kaldı, ancak o zaman’ şeklinde cevaplar. Yazma süreci çok uzun vaadeli olmayabilir yani. Düzeltmelere gelince yine ustalarımdan alıntı yaparak yanıtlayayım. ‘Yazdığınız yazı aşk gibidir. Bittiğini siz bilirsiniz. Artık içinizde ona ilave edilecek bir kıpırtı kalmadıysa, bitmiş demektir.’

Yayınevlerinin yazar adaylarına yaklaşımları nasıl? Kitabınızı yayınlatmak düşündüğünüzden daha mı kolay yoksa daha mı zor oldu?

Kesinlikle daha zor. Yayınevleri olaya ticari olarak bakarlar ki, kendilerince haklı kabul edilebilirler. Bilinen biri değilseniz, arkanızda ciddiye alınabilecek isimler veya maddi destek yoksa işiniz çok ama çok zordur. Ben de ilk kitabımı yayınlatana kadar Cağaloğlu yokuşunu kalbimde nice umutlara çıkıp, omuzlarımda büyük yüklerle çok kereler indim. Ama bir kere başarabilirseniz, arkası geliyor işte. Hatta, Orhan Pamuk, Yeni Hayat kitabına; ‘Bir kitap okudum hayatım değişti’ diye başlar ya, ben de diyebilirim ki, ‘Bir kitap yazdım hayatım değişti.’ Zamana bırakmalı yeni yazarlar ama peşini asla bırakmamalı.

Kitaplarınızdan biraz bahseder misiniz? 

Ya bu zor bir soru olmuş:) ‘Kendinden bahset!’ demek gibi bu. ‘Şeytandır, ilk kendinden bahseden, deyip sıyrılabilir miyim acaba? İlk kitabım ‘..kâye... / başı ve sonu olmayan hikayeler, ilk kızım gibi aslında. Adından da anlaşılacağı üzere hikayelerden oluşuyor. Çok kimse hakkında bir sürü yorum yaptı. Ne diyeyim, sevdim ben de onu. İkinci kitabım ‘bin ikinci gece / masallardan ardakalan’ da öykülerden oluşuyor. Onun hakkında da büyük büyük bir sürü kişi yorum yaptı. Bense, onu da sevdim. Yeni kitabım ‘Sê Zen’ ise, bir roman. Onda da gönlüm var. Şıpsevdi gibi görünmüş olabilirim ama sahiden insan yüreği içine birden fazla sevgi sığdırabiliyor. Ama sanırım bu kitaplar, ben onları yazdığım andan itibaren benim değiller artık, onlar okurlarının, herkesin.

Ve son olarak, yazar adaylarına önerileriniz nelerdir?

Uzun uzadıya nasihat edecek değilim, eline kalem almak acısını, zekasını, duygusunu, macerasını ve zarafetini paylaştığım adaylara söyleyebileceğim tek çok yazsınlar! Her şeyden çok... Sadece okuduklarından az!

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...