17 Ağustos 2011 Çarşamba

Yazar Işık Gürer'in Yazma Serüveni



1.   Biraz kendinizden ve yazmaya olan ilginizin ne zaman ve nasıl başladığından bahseder misiniz?
1967 Ankara doğumluyum. 1995 yılından beri İstanbul da yaşıyorum. Üniversitede Maliye eğitimi aldım ve çeşitli firmaların finans departmanlarında çalıştım. Son on yıldır da telekominikasyon sektöründe çalışma hayatıma devam ediyorum.
Benim yazarlık hikayemin öyle çok uzun bir geçmişi yok. 2006 yılında anlatmam gereken bir hikayem olduğunu fark etmemle birlikte bu konuda çalışmaya başladım.

2.   Herhangi bir yaratıcı yazarlık kursuna katıldınız mı? Katıldıysanız bu kursun size kazandırdıklarından bahseder misiniz?
Bilgi Eğitim de Sema Kaygusuz’un verdiği Yaratıca Yazarlık Eğitimlerine katıldım. Benim için çok keyifli bir süreçti. Altı ay sürdü. Sekiz kişiden oluşan bir sınıftı ve bir tek benim yazılmış tek bir öyküm bile yoktu.
Hatta kurs sonunda Sema her birimiz hakkında teker teker yorumlarını paylaşırken, başlangıçta sınıftaki en umutsuz vakanın ben olduğunu düşündüğünü, ancak geçen altı ay içerisinde  onu çok şaşırttığımı söylemişti.
Sema’nın eğitimleri her hafta bize verdiği tek bir kelime üzerine öykü yazmamız ve derslerde bu öykülerin okunmasının ardından eleştirilmesi şeklinde oluyordu.
Örneğin bir gün sınıftan çıkarken “Ödeşmek” diyor, bir başka gün ise sadece “Aşk” deyip gidiyordu.
Bu tek bir kelime üzerine yazılan sekiz farklı öyküyü dinlemek, farklı bakış açıları ve algıları görmek geçekten çok enteresan ve öğretici oldu.
Derslerde yazdığım birkaç öyküyü “Gündüz Düşleri” adlı öykü kitabıma da koydum.
Ayrıca farklı tarzda öykü ve roman parçalarının üzerinde konuşmakta çok öğreticiydi.

3.  Bir kitap yazma fikri sizde nasıl oluştu ve işe nereden başladınız? Örn: karakter oluşturmak, ilk cümleyi bulmak, genel hatları ile her bölümü oluşturmak...vs.
İlk kitabım “MİNE” nin konusunun özünü babaannemin hayatındaki enteresan bir durum oluşturuyor. Bu gerçek olaydan yola çıkarak yazılmış yarı gerçek yarı kurmaca bir roman MİNE.
Kitabımı benimle aynı ismi taşıyan küçük yeğenim Işık’a ithaf ettim. Bu romanı yazma fikri de aslında büyüdüğü zaman ailemizin çok eski yıllarda kalmış hikayesini ona aktarabilmek adına ortaya çıktı.
İlk cümleyi değil belki ama ilk bölümü yazmakla başladım işe sanırım. Ve o ilk bölümü karalamakla başladı benim yazarlık serüvenim.
Anlatacak bir hikayem olduğunu fark ettim ve yayımlanmasını o noktada aklımın köşesinden bile geçirmemiş olsam da ortaya doğru düzgün bir şey çıkarabilmek adına Bilgi Eğitimde Sema Kaygusuz’un derslerine katıldım.

4.    Fikrin oluşmasından kitabı elinize almanıza kadar geçen süreyi biraz anlatır mısınız? Örn: Kitabı ne kadar zamanda yazdınız? Yazmaya kaç saatinizi ayırdınız? Düzeltmeler ne kadar zamanınızı aldı? Fikirleri ile size yardımcı olan bir danısmanınız var mıydı? ...vs. 
O ilk bölümden yaklaşık bir yıl sonra tekrar ele aldım MİNE’yi. Daha güvenliydim kendime. Ve her hafta bir bölümü tamamlamaya çalışarak yaklaşık bir yıl gibi bir sürede bitirebildim.
Tabi bu bir yıl süresince motivasyonumu yüksek tutan ve beni olumlu eleştirileriyle cesaretlendiren editörüm Fatih Balkış’a da teşekkürlerimi iletmeliyim buradan.
Tabi çalışma hayatı ile birlikte böyle bir işe baş koymak çok kolay olmadı. Ama yazmayı o kadar çok sevdim ki… Hikaye her bölümle birlikte yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladıkça beni çok heyecanlandırdı. Bu süreci hayatımın en keyifli dönemleri içine koyabilirim kolaylıkla.

5. Yayınevlerinin yazar adaylarına yaklaşımları nasıl? Kitabınızı yayınlatmak düşündüğünüzden daha mı kolay yoksa daha mı zor oldu?
Çok fazla sayıda yeni yazar yayınevlerine başvuruda bulunuyor ve geri dönüşler ortalama üç ay kadar sürüyor.
Ve maalesef büyük ve tanınmış yayınevlerinden geri dönüşlerin olumlu olması gerçekten büyük şans.
Benim birlikte çalışmaya karar verdiğim AYA Kitap küçük ve yeni yazarların kitaplarını basmaya pozitif bir yaklaşımla bakan bir yayınevi.
Sanırım ben yayınevi bulma konusunda şanslıydım…

6.       Kitabınızdan/Kitaplarınızdan biraz bahseder misiniz?
Şu anda yayınlanmış iki kitabim var. MİNE adlı romanım 2010 Mayıs ayında GÜNDÜZ DÜŞLERİ adlı öykü kitabım ise tam bir yıl sonra raflarda yerini aldı.

MİNE’de hayat var; aşk da...
Kitabımda on altı yaşındaki Mine'nin  ölen halasının atmış beş yaşındaki kocası ile evlendirilip hayallerinden, köyünden koparılışını, Eyüp'de bir konakta yaşamak zorunda bırakıldığı hayatını anlatıyorum.

“MİNE” de imkansız bir aşkın öyküsü var, kalp kırıklıkları, yaşamın karşısındaki yapayalnızlık ve küçük bir dokunuştan doğan ölümsüz mutluluk var...
Yüzyılın başında Bursa’nın bir köyünden İstanbul’a bir konağa gelin olan Mine, çocukluktan bir anda kadınlığa, ardından “hanımlığa” geçişin bütün sancılarını iç dünyasında yaşarken, “aşk” ve “doğum” birbirinin içine geçmiş iki kavram olarak çıkıyor karşısına.

Hikaye 1910’ların İstanbul’unda bir konakta geçse de, tarihsel arka plan, küçük yaşam ayrıntıları ve insanın özü unutulmadan sayfalardaki yerini aldı. Mine’nin hayatı, bugün bile genç kızlarımızın rızası olmadan yaşamak zorunda bırakıldığı kaçışı olmayan hayatlarına bir örnek aslında.

GÜNDÜZ DÜŞLERİ ise on altı kısa öyküden oluşuyor. Belki fikir vermesi açısından arka kapak yazısında yer alan öykünün bir bölümünü burada paylaşabilirim sizlerle.

Ansızın oluverdi, birden bire...
Çalan telefonun sesiyle, sağ taraftaki kaburgama doğru, öyle bir savruldu ki yüreğim, kırıldı sandım.
İşte başladık, harekete geçti artık.
Ona doğru attığım her adımda, çarpıp duruyor göğüs kafesimin çeperlerine.
Canım yanıyor...
Sanki o çarpmaların hızı ile güç kazanıp tırmanacak boğazıma ve ağzıma kadar ulaşacak.
Ödüm patlıyor...
Her adımda biraz daha itiyor, tırmanıyor yüreğim boğazıma doğru.
İşte o tam karşımda duruyor, yüreğim de ağzımda atıyor.
Bütün bağlarından kopmuş...
Ağzımı açar açmaz, pat diye atacak yüreğim kendini onun ayaklarının dibine, biliyorum...
Konuşmasam da o anlıyor beni.
Dudaklarımı, dudaklarına yaklaştırdığımda hafifçe aralayıp serbest bırakıyorum yüreğimi.

7.       Ve son olarak, yazar adaylarına önerileriniz nelerdir?
Basılması ve en nihayetinde para kazanmak amaçlı yola çıkmamalarını öneririm.
Bir yayınevi bulamıyor olmak o kitabin kötü olduğunu gösteren bir kriter değil bence. İşin bu kısmı büyük oranda şansa dayanıyor.

Para kazanmak kısmına gelince, basılan adet üzerinden ödenen telif hakları çok küçük miktarlar gerçekten. Ancak şuna da çok inanıyorum ki eğer bir kitabı ya da öyküyü yazarken siz keyif alıyorsanız onun yolu mutlaka açılıyor…

Herkese sevgilerimle…
IŞIK GÜRER

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...